KAUNOS

KAUNOS

HABER TARİHİ: 01 Nisan 2021
153 Kişi okudu

KAUNOS

       Antik dönemde Calbys olarak bilinen şimdiki Dalyan nehri kıyısındadır.Calbys nehri Karia ve Likya arasdındaki sınırdı.Döneminin önemli liman kentlerinden biri olan Kaunos,Dalyan Deltası’nın oluşması ile bugün denizden uzaklaşmıştır.Antik dönem şairlerden Ovidius’un anlattığına göre;Miletos’un ikiz çocukları olan Kaunos ve Biblis birlikte büyürken Biblis ikinizi öyle severmiş ki her an onunla birlikte istermiş.Bu sevginin doğa dışı olduğunu Biblis aşkını bir mektupla Kaunos’a bu bildirince bu durumu öfke ile karşılayan efsanevi kral,ikizini bir daha görmemek için Milet’ten kaçıp Karia ile Likya sınırına gelerek kenti kurmuştur.Byblis ise karşılıksız kalan sevgisi yüzünden hayatına son vermek isteyerek,yüksek bir kayanın üzerinden kendisini atar Ancak Nympheler Byblis’e acır ve onu bir bir pınara dönüştürür.Gözyaşları bir gibi çağlar boyunca akıp durmaktadır.Şehrin kuruluş efsanesi bu yöndedir.

       Diğer efsanede;Byblis ve Kaunos aşkı karşılıklıdır.Bebekleri doğunca,gizli aşkları ortaya çıkar.Kral Kaunos’u ülkeden kovar ve Kaunos Dalyan karşısındaki bu kenti kurar.Sevdiğinden ayrı kalmaya dayanamayan Byblis ise,pınarları kuruyuncaya kadar gözyaşı döker ve sonunda bir kayadan atlayarak canına kıyar.Efsanaye göre atladığı bu kaya Akropolün tepesidir ve Dalyan’da bir labirenti andıran kanallar Byblis’in gözyaşlarından oluşmuştur.

     Arkeolojik bulgulara göre kentte en eski yerleşim M.Ö.10 yüzyıla dayanır.M.Ö.540 ‘ta Persler KAUNOS’u idaresi altına almış olsalarda,Anadolu satraplarının ve şehirlerinin işlerine karışmamışlar,buralardan vergi almamışlardır.Bu nedenle de Kaunos’ta birçok komşu kent gibi kısa zamanda kalkınmıştır.M.Ö.500 yılında İyonlıların Perslere karşı başlattıkları isyana Kaunoslular da katılınca ve bu isyan başarısızlıkla sonuçlanınca,Perslerin Kaunos üzerinde baskıları artmıştır.M.Ö.478-477 ‘de kurulan Delos Birliği’ne üye olmuştur.Persler ve Helenler arasında gerçekleşen Kral Barışı ile (M.Ö.387)Kaunos Perslerin egemenliğine tekrar girmiş ve Karya Satraplığı’na bağlanmıştır.Böylece Kaunos Karya kenti olmuştur.Büyük İskender ‘in istilası sonrasında kentin sırasında diğer Karia kentleri gibi Mausolos’un kızkardeşi Abe’ye bırakılmıştır.İzleyen dönemde Ptolemaios ve Seleukoslar arasında el değiştirdi.Rodos yaklaşık 200 talent karşılığında M.Ö.191’de kenti Ptolemaioslardan satın aldı.M.Ö.167’de Roma Senatosu tarafından özgürlüğü geri verildi.M.Ö.129 ‘da Roma egemenliğine girdi.I.Mithridates Savaşı’nda Pontos kralına destek verilince ceza olarak tekrar Rodos egemenliğine verildi.Kent M.Ö.1yüzyılda bağımsızlığını kazanmıştır.Erken Hristiyanlık çağında bir piskoposluk merkezi olsa dahi,bu çağla birlikte önemini yitirmeye başlamıştır.Bu topraklar 13.yüzyılda Uçtürkler,15.yüzyılda Menteşeoğulları Beyliği himayesine girmiştir.

      Heredotot,bana kalırsa Kaunoslular buranın yerlisidir;ama kendileri Girit’ten gelme olduklarını ifade ederler şeklinde ifade etmişitir.Kent deniz ticaretinin yanısıra verimli arazileri sayesinde kısa süre içerisinde zenginliğine zenginlik katmıştır.İnciri ve kerestesi ile ün salan kent ürettiği tuz ve tuzlu balıkla da ticarette söz  sahibi olmuştur.Denzcilikte gösterdikleri başarı sayesinde de her turlü tekne imalatında ön plana çıkmışlardır.Tüm bu olumlu gelişmelere karşın Kaunos tarih boyunca iki önemli sorunla savaşmak durumunda kalmıştır.Bunlardan ilki,kenti çevreleyen arazideki sazlıklardan kaynaklanan sıtma,diğeri ise Köyceğiz Gölü’nden Calbis(Dalyan Çayı)ırmağının kentin limanını alüvyonla doldurmasıdır.Antik Çağlarda nedeni bilinmeyen sıtmaya aşırı meyve yemenin neden olduğu sanılmakta idi.Strabon,kentteki sağlıksız yaşam ortamını sıcağa ve aşırı meyve tüketimine yormuştur.İlginç olan bu fikre dönemin öne çıkam tıp merkezlerinden biri olan Bergamalı (Pergamon)ünlü hekim Galenus’unda katılmasıdır.Gaelenus,fazla meyve yemenin zararlı olduğunu,hatta bundan kaçınan babasının 100 yaşına kadar yaşadığığını ifade etmiştir.Tüm bu olumsuzluklara rağmen;müzisyen Stratonikos,ressam Protogenes,hiciv ve güldürü ustası Sodates Kaunos’ta yetişen ünlülerden birkaçıdır.Müzisyen Stratonikes kenti kötü koşulları için “İnsanların ömrü de yaparaklarınkine denkti “ifadesini kullanmıştır.

        Yazılı belgelerde ilk kez Pers savaşları sırasında adı geçen Kaunos,1840 yılında İngiliz Rd.Hoskyn’in gemi gezilerinden sonra lokalize edilerek bilim dünyasına tanıtılmıştır.Hoskyn,Dalyan’daki haraberlerde bir halj meclisi tableti bulmuş,bu tablette yazılanların çözülmesiyle buranın Kaunos olduğu ortaya çıkmıştır.1966 yılında kentteki kazılara Baki ÖĞÜN başkanlığında başlanmış,2001 yılında Baki ÖĞÜN’ün vefatı ile proje başkanlığını Cengiz IŞIK üstlenmiştir.Günümüzde çalışmalar Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden Dr.Öğr.Üyesi Ufuk ÇÖRTÜK liderliğinde devam etmektedir.

        Starbon’a göre kent,ihtiyaç duyulması halinde girişi zincirle kapatılabilenbir limana ve tersanelere sahipti diyerek kentin antik dönemdeki konumunu açıkça göz önüne sermekteydi.Engebeli bir araziye kurulu antik kentte dikkat çeken kalıntılar kayalara oyulmuş mezarlar,akropol,tiyatro,sur duvarları,agora,çeşme,hamam,stoa ve tapınaklardır.Bunun yanısıra,günümüze ulaşamayan askeri liman,tersaneler,spor merkezi,konutlar gibi yapılarla ile henüz çıkartılmamış toprak altındaki eserler de düşünüldüğünde Kuanos’un ne derece büyük ve önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılır.Mimari eserlerin dışında çok sayıda heykel,heykel kaideleri,sikke,amfora,diadem(alınlık),süs eşyaları,vazolar,kandiller,figürler,çanak ve çömlek bulunmuştur.Kent için Karca Kbid,Likçe Khbide,Grekçe Kaunos ve Latince Caunus isimleri kullanılmıştır.Kendi adına para bastıran Kaunos’un bir dönem bağımsız bir devlet olduğu,çevresindeki Psilis(Sarıgerme)Sultaniye ve civarda yer alan antik kentlerin bazılarınında kendisine bağlı olduğu bilinmektedir.

LİMANLAR,Arkaik Çağ’dan başlayarak Hellenistik Dönem içlerine kadar Kaunos iki limana sahiptir.Biri küçük kalenin güneydoğusundaki Güney Liman;diğeri ise kuzeybatısındaki iç liman(bügunkü Sülüklü Göl)Güney liman,kentin kurulduğu dönemden başlayarak kullanılmaya başlanmış ve büyük olasılıkla da Hellenistik Çağ’ın sonlarına doğru karalaşarak,kullanılmaz hale gelmiştir.Döneminde zincirle kapatılabilen İç Liman ,Kaunos’un son dönemlerine kadar hizmet vermiştir.Zaman içinde denizin alüvyonla karalaşması ve liman ağzının kapanma tehlikesi karşısında Kaunoslular,ticaret gemilerinin geçişine uygun olan Calbis yardımıyla denizle bağlantılarını hep sürdümüşlerdir.

 

AKROPOL,Bir kalker kayalık kütlesi olan Akropolis’in denizden yüksekliği 152m.dir.Güney,güneydoğu ve doğu yüzü bir kaya duvarı gibi diktir;kuzeybatı ve batı cephesi ise hayli sarptır.Tiyatro’nun doğusundaki yamaçtan ulaşılan patika,antik çağlarda da Akropolis’in tek çıkış yoludur.Patika yukarıda bi terasa açılır.Terasın kuzeyini sınırlayan garnizon binası,güneyindeki kayalık yamaç içine alınmış sarnıç ile birlikte Ortaçağ’da inşa edilmiş olmalıdır.Akropolis’in antik çağlarda da imar edildiği ve kullanıldığına işaret eden kalıntılar,daha çok zirvenin altından başlayarak batıya doğru uzanan alandaki teraslardır.Bugün siperliklere kadar kadar korunmuş olan Bizans Çağı teras duvarlarının üzerinde yüksekliği iri polygonal bloklarla örülmüş duvar kalıntıları;alt terasa girişi sağlayan kapını doğusunda ve biraz yukarıdaki sarnıç,daha eski dönemin izleridir.Zirvede 15x35 m. boyutunda Basileus Kaunios Kültü’nü işaret  eden açık hava tapınağının varlığı bilinmektedir.Akropolis’in zirvesinden Dalyan,İztuzu Plajı,Calbis Çayı ve Akdeniz’in muhteşem manzarısını izlemek mümkündür.

SURLAR,Kaunos’taki kazıları yönetem PROF.Dr.Cengiz IŞIK,“KAUNOS” adlı kitabında kendisini kazılara iki noktanın özendirdiğini belirtmiştir.Bunlardan birinin knaya mezarları,diğerinin ise kent surları olduğunu yazmıştır.Surlar,Kaunos’un batısında antik limandan başalayıp,topografik yapıya uyarak bazen keskin,bazen de yumuşak dönüşler yaparak Balıklı Dağı’nın zirvesine kadar ulaşır.Bu surların,Kaunos’u karadan gelecek saldrılara karşı koruduğu anlaşılmaktadır.Anlaşılyan ise binlerce yıl önce orada o surların hangi teknoloji kullanılarak yapıldığıdır.Yer yer genişliği 4 metrey i bulan surlar taşlar yontularak,biribirine geçilerek harçsız olarak yapılmıştır.Surların yapıldığı bölge,çalışmanın zor olduğu sarp bir yerdir.

TİYATRO,Akropolis’in batı yamacına oturtulmuş ve en az 5000 oturma kapasiteli olan tiyatro,Anadolu geleneğine uygun olarak güneybatıya dönüktür.Plan olarak Hellen tiyatroların geleneğini sürdürür.Büyük bir bölümüyle arkasındaki yamaca yaslanmaktadır;orkestra yarım yuvarlak formdadır  ve alt oturma sırasıyla aynı düzlemdedir;sahne binası alçaktır,üzeri açık olan yan girişler orkestraya dik açılmamaktadır.75 m.çapında dairesel olarak yükjselen seyir bölümü sekiz merdivenle dokuz otruma dilimine (Kerkides)ayrılmıştır.Her bir oturma dilimi 33 otuma sırasına sahiptir.Bu sıralar,bütün seyir bölümünü yatay olarak bölen yürüme koridoru ile(Diazoma)iki kısma ayrılır.Orkestraya kuzeybatıdan düzayak,güneydoğudan ana karaya oyulmuş merdivenli yn geçitlerle(Parados)girilir.Bunların dışında,doğrudan yürüme koridoruna açılan beşik tonozlu iki geçiş daha vardır ki bu özelliği ile yapı Roma Dönemi karakteri taşımaktadır.Orkestra’nın önüne yerleştirilmiş olan sahne binası(Skene),yan mekanlarıyla birlikte 38.5x10.40 m.boyutundadır ve zamanında iki katlıdır;ama yüksekliği hiçbir zaman tiyatronun üst seviyesine ulaşmamıştır.Sahne binasının seyir bölümüne bakan cephesi önünde zamanında üzerinde oyunların sergilendiği yüksekçe platform(Proskenion)bir Helen geleneği olan orkestraya;kanatları ise yan girişlere paraleldir.

KUBBELİ KİLİSE,Kilise,kentin en önemli noktasına,Roma Hamamı ile Tiyatro arasında kalan Palaestra düzlüğünün yaklaşık merkezine inşa edilmiştir.Türünün,Anadolu’daki en eski ve en iyi korunmuş örneklerinden biridir.Yaklaşık kare formundadır(14x14.5m)ve neflidir.Kilise içine batıdaki dar dikdörtgen bir ön odadan(Nartex)her biri ayrı neflere açılan üç ayrı kapı ile girilir,içte yuvarlak,dışta üç yüzlü olan Apsis,mermer plakalarla kaplı ana mekandan alçak bir bariyerle ayrılmaktadır.Doğu yönde,her iki yanındaki küçük şapeller,geç dönemde eklenmiştir.Birkaç kez onarılmış olan Kilise’nin ilk inşası,5 .yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir.

ROMA HAMAMI,İmparatorluk Dönemi hamam bianları içinde en iyi korunmuş olanlarından biridir.Güneybatı –kuzey doğu dogrultusunda ve aynı aks üzerinde iki büyük kompleks olarak tasarlanmıştır.Palaestra(avlu)ve ana mekan.Yalnızca temelleri korunmuş olan avlu,56.80x31.40 m.boyutundadır ve üç yandan birer sütunlu galeri ile çevrelenmiştir.Yalnızca karşılıklı yan galeriler odalara bölünmüştür.58.20x28.20 m.ölçüsündeki  ana bina,büyük salonlardan oluşmaktadır.TEPIDARIUM(ILIKLIK), AMBULACRUM (EĞİTİM SALONU),FRIGIDORIUM(SOĞUKLUK)LACONICUM(TERLEME ODASI)CALDARIUM(SICAKLIK)hamamın ana salonlarıdır.Her bir salonun tabanı zamanında mermer plaklarla kaplanmıştır.

PALAESTRA TERASI,Ölçüm Platformu ve Hamam Binası arasındaki düzlük altında geç arkaik dönemlere kadar giden yapı katmanlarını gizlemektedir.Bunlardan en önemlisi ,bugünkü Kilise altında bulunan bir kutsal alanıdır.Kuzeybatı teras duvarı kalıntısının hemen önündeki kuyudan gelen arkeolojik malzeme ve kazılarımızla açığa çıkartılan en alt seviyedeki duvar kalıntıları bu alanın M.Ö.600 yıllarından itibaren genişleyerek tümüyle kullanılmış olduğunu ortaya koymaktadır.Alanın kuzeyinde,oldukça derin bir seviyede kaldırım taşalrıyla döşenmiş cadde,doğudan batıya doğru yükselerek gitmektedir.En geç M.Ö.3.yüzyılın sonlarına doğru yapılan ve kent merkezini,kaya mezarlarınında bulunduğu alandaki antik çağ mezarlığına bağlayan bu cadde,yaklaşık M.S.100 yıllarında fonksiyonunu yitirmiştir.  

TAPINAK TERASI,Tapınak,agora ve limana hakim yapay bir teras üzerine kuzeydoğu-güneydoğu yönünde,M.ö.1.yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir.Kareye yakın kutsal oda(CELLA)önünde yan duvarların arasına iki dor sütunu yerleştirilmiş bir ön oda(PRONAOS,tapınak avlusunun etrafı ,dor düzeninde bir sütunlu galeri ile çevrelenmiştir.Malzeme kıyı taşındandır ve üzerleri  zamanında sıvanmış ve boyanmıştır.Avlunun batı ucundaki silindir bir tambur üzerindeki yazıta göre tapınak Soteros’a atfedilmiştir.

APOLLON KUTSAL ALANI,Teras Tapınağı’nın hemen batısında alçakta kalan kayalık düzlük,burada ele geçirilen çok sayıdaki adak heykel kaideleri ve stellerden belli ki,daha M.Ö.4 yüzyılın başlarından itibaren Roma Dönemi içlerine kadar yerel tanrı Basileus KAUNİOS’un kutsal alanı olarak  kullanılmıştır.Sadece Hellenistik Dönem boyunca buranın sahibi olarak tanrı olarak belgelenmişse de aslında bu tanrı da yine bu yerel baş tanrının kendisidir.Üzerinde  bugün daha çok geç dönem Kaunosluların inşa ettikleri süfli binaların kalıntıları vardır.Ancak,bu kutsal terası kuzey yönde sınırlayan beş odalı ziyafet binası ve bunun hemen güney batısındaki tanrıça Artemis kayalığını içine alan Temenos(KUTSAL ALAN)kalıntılarıdır.

AGORA,Ölçüm Platformu ve Hamam Binası arasındaki düzlük,altında Geç Arkaik Dönemlere kadar giden yapı katmanlarını gizlemektedir.Bunlardan en önemlisi,bugünkü Kilise altında bulunan kutsal alanıdır.Kazılarda ele geçen sunak gövdesi üzerindeki figürlerden biri kucağında kanatlı bebek taşıyan tanrıça Aphrodite Euploi’ya aittir.Yüklerini alıp sefere çıkan gemiciler;bol kazanç ve iyi temmennilerini bu tanrıçalarına bu alanda göstermekteydiler.97 m.uznluğundaki agora kentin sosyal ve ekonomik yaşamının kalbidir;ama aynı zamanda kentin kültürel ve tarihsel belleğidir.Nüfusu yaklaşık 4000 kişiyi bulan kentte halkın büyük çoğunluğu balıkçılık,incir yetiştiriciliği,hayvancılık ve deniz ticaretiyle uğraşmış ve kent denizcilikte gösterdiği başarı ile Kaunos kısa sürede birçok geminin uğradığı cazibe merkezi olmuştur.

ÇEŞME BİNASI,5.36X8.02 temel ölçüsündeki bina M.Ö.3.yüzyılın başlarında görkemli bir teras duavrı önüne yapılmıştır.Cephesi  agorayı yöneliktir ve yan duvarlarının uzantıları arasında iki sütun yer almaktadır.Çeşme binasının zaman içinde geçirdiği plan değişikliği ile Kaunos halkına yüzyıllar boyu hizmet verdiğini göstermektedir.Binanın bugünkü durumu,son evresine aittir.Parapet öne çekilerek hazne büyütülmüş;sular arka duvara monte edilen muhtemelen aslan başlı beş çörtenden akmaktadır.Parapet önünde her iki yanda ahşap bir yalak vardır ve kadınlar testilerini parapet üzerindeki çörtenler altında dolmaya bırakıyordu.M.S.1 .yüzyıla kadar kullanılmış olan orijinal planında ise;parapet daha geride hemen hemen ortadadır.

ÖLÇÜM PLATFORMU,M.S.150 yılında yapılmış üç basamaktan ibaret yuvarlak bir yapıdır.Alt çapı 15.8,üst çapı ise 13.75m dir.Çok özenle traşlanmış ve silinmiş üst  basamak bloklarının oluşturduğu düzlem üzerinde kazıma ile geometrik bir ağ oluşturlmuştur;20 radial,3 daire ve 16 sektör bulunmaktadır.



ÜYE GİRİŞİ



Google Analytics Kodunu buraya koyun